Dağların başında duman, yamaçlarında kar

10.1.2014 16:54:00 BilgeDede
Dağların başında duman, yamaçlarında kar" title=  











DAĞLARIN BAŞI DUMAN

Dağları, dağların başındaki dumanı, yeryüzüne yansıyan gölgesini, ağaçları, çiçekleri, evlerin, çardakların gölgesini, rüzgârın her esişte hafifçe havalandırdığı otlar, bağrında bir bebek gibi barındırılan berrak bir suyun içinden evlerin; bahçelerin, çiçeklerin, ağaçların, dağın aksini içselleştiren dereler ve en önemlisi hepsine kucak açan yeryüzü.
Dağılan saçları rüzgârın ahengiyle bir o yana bir bu yana raks ederken doğanın kaybolmayan kokusu burun direklerini yıkarcasına varlığını hissettiriyordu.
Dağların doruğundan vadiye nezih bir gökyüzüne yayılıyordu. Ilık bir meltem havasına
börtü böcek de eşlik edince ortamın havası kendiliğinden değişiyordu.
Dere kenarındaki üçgül, yonca, zambak kokuları da bu atmosfere refakat edince yeşilin tonları ve mavinin beyazla uyumu seyirlik harika birer manzara oluşturuyordu.
Şelalenin akıp gürleyen sesi, mistik bir hava estiriyordu ortamda. Buna bir de kuşların sesi eklenince doyumsuz rahatlık bahşediyordu.
Dalların arasında süzülerek gelen ışık; gözleri kamaştırıyordu. Ağaçları, yaprakları yoklayan ışık huzmesi yeryüzüne öpücükler konduruyordu.

Daraldı zaman kambur gibi çöktü insanların üzerine karanlığın abası. Yıldızlar ayın kırpılmış hali dense de karanlıktaki hükmü gittikçe küçülmüş oluyordu bu sav kabul edilse dahi. Sesler derdest edilmiyordu karanlık basınca ya da yerlerin mühürlenme zamanında. Hele ufku karanlık insanların hali yeni bir örtü ile sıvanınca gecenin “zifiri” diye tabir edilen karanlık yanı onun yanında hiç kalırdı.
Bir gümgümden boşaltılan asil kahve gibi karanlığın ciğerine açılınca ışıktan burçlar ediniyordu.  Mırrasını yudumlarken ihtiyar delikanlı geçmişten ders almamışçasına heybetli ve o kadar da mağrur, kendinden emin bir şekilde yattığı yerden doğrulmadan olaya parmak basmak istek ve iştihası ile bir eli havada kavisler çizerken karanlığın ortasına saat yönünde bir akrebin zehrini akıtması gibi düşüncelerini bir çırpıda muhatabına aktardı.
Yüzünü buruşturdu. Dinmeyen sızılar hiç çıkmayacakmış gibi etrafı dikizlerken ihtiyar bastonun yardımıyla aceleyle dışarı çıkma isteğini bir emir telakisiyle etrafındakilere dikte ediyordu.
Birden olduğu yere yığıldı. Rengi dönmüştü. Hayat kısa hikâye gibi yoklamıştı. 
Uzun yıllar hengâme içinde geçirdiği yılları geçmişin mirası olarak algılayıp allayıp pullayıp yine kendisine satıyordu.
Yaşadıkları bir geçmiş muhasebesi yaptıracağına, hiçbir şey olmamış gibi gelecek, illa da gelecek deyip duruyordu.

Gelecek, mutlaka gelecek. Ben ne istiyorsam o yerine gelecek. Başka bir şey kabul edemem. Ruhum cenderede sıkılsa da yine kabul etmem. Bağırtılar, münakaşanın hararetiyle ortalığı kasıp kavuruyordu. Dinginleşmesi gerekirken hâbire hareketleniyordu.

Hastalığı hatırlatılmasına rağmen sakinleştirilemiyordu. Kızgındı.

Ortam sakinleşir gibi olunca ve hayat denen şeyin tatlılığı da devreye girince yelkenleri yavaş yavaş indirdi.

Pır diye uçup gitti ruhunu kabzeden sıkıntı.

Uzaktan keklik sesleri geliyor. Dağların başında duman, yamaçlarında kar; dünya denen meret gelinlik giymiş kız gibi alımlı ve sahtekâr.

Bedran Yoldaş









SOSYAL MEDYA
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
Bilge Dede'de Yazar olabilirsiniz.

Yazar Girişi
Yazar Ol

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır