Genç yazardan şehit dedelerine mektup...

18.3.2013 18:06:00 BilgeDede
Genç yazardan şehit dedelerine mektup..." title=  

Gidip de Dönemeyen Mehmedim,

Yeryüzünden vatan sevgisi ve iman dolu bir yüreğin muhteşem ışığıyla ayrılmış, şehitlik gibi yüce bir mertebeye ulaşmış, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e(s.a.v.) cennet komşusu olmuş olan sana, yüce şehidime, bu mektubu yazarken heyecanlanıyor ve aynı zamanda gururlanıyorum.

Şehidim; sen belki gözü yaşlı sevdiğini bırakıp savaşa giden Kınalı Hasan’sın, belki 276 kilogramlık mermiyi “Ya Allah” diyerek kaldıran Seyit onbaşısın ya da belki Niğdeli Ali’sin… Senin adın Mustafa da olabilir Ahmet de… Ama ben sana yalnızca “Mehmedim” diyorum. Çünkü sen tek değilsin. Koca bir orduyla bütün olmuş Çanakkale’nin binlerce, onbinlerce, yüz binlerce kahramanısın!  Sen; vatan uğruna kanının son damlasına kadar savaşan, sonunda da bağımsızlığı kazanan “Mehmetçik”sin, bu vatanın “Mehmedisin”…

Mehmedim; bundan 98 yıl önce insanlığın kaderi Çanakkale’de düğümlenmişti ve mermilerin hiç durmadığı sırada atılan toplar hayatı temsil eden her varlığı yok etmek için ufukları inletiyordu. Sen de Çanakkale’nin ölüme gidilen ve aynı zamanda ölümden dönülen siperleri arasında kahramanca bağımsızlık mücadelesi verirken şehit olan yiğitlerimizden birisin.


Peki sen Çanakkale’de savaşırken kaç yaşındaydın yiğidim? 12 mi? 15 mi? Yoksa 18 mi?


Bildiğim, duyduğum, ezberlediğim yaşın çocuk, yüzün çocuk, tüfeğini vatan aşkıyla saran öpülesi ellerin çocuk, kaşın gözün, sesin çocuk! Bir şarapnel parçası veya mermi değdiğinde havaya saçılıp o hızla siperlere dağılan bedeninin parçaları çocuk! Bir tek bağımsızlık uğruna savaşan yüreğin kahraman, yüreğin cesur, yüreğin ölümsüz! Sen ölümsüzsün! Sen şehitsin! Sen şehit oğlu şehitsin ey Mehmedim!

Yiğidim; arkanda kimleri bırakıp cesurca savaşa koştun? Anan, bacın, sevdiğin ardından ağlarken başın dimdik, yüreğin cesur onlara “”Allah’a ısmarladık” derken yüreğin sızlamadı mı be Mehmedim?

Peki, sen hangi ananın kıyamadığı evladıydın? Seni vatan uğruna kurban ettiğinin kanıtı olarak senin saçlarına kına yakıp askere yollayan Ayşe ananın mı? Yoksa senin şehit olduğun haberini alınca yüreğindeki yangınları gözyaşlarıyla söndürmeye çalışıp “Yavruuuumm… Evladıııııımmm..” diye derinden ağıtlar yakan Fatma ananın mı?

Peki sen de 1915 yılında tek bir mezun bile veremeden genç beyinlerini vatana siper eden İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri arasında mıydın Mehmedim? Sen de bütün ümitlerini, geleceğe dair bütün hayallerini bir kenara bırakıp vatan için kendini siper mi ettin yiğidim?

Yüreğindeki vatan aşkının sıcaklığıyla yarı çıplak, yarı aç bir şekildeyken dahi düşman ordularının modern silahlarına tüfekle, o da yoksa süngüyle, karşı koydun. Kar, kış, soğuk demeden ve iki dakika sonra şehit olacağını bildiğin halde bir an olsun geri dönmeyi düşünmeden düşmanla göğüs göğse çarpıştın. Geride bıraktığın sevdiklerin ve devam etmekte olan neslin için hayatını feda ettin… Ama şimdi ben bütün bunları aklımda tutmadan yaşamakta olduğum için utanıyorum.

Utanıyorum Mehmedim; senin Çanakkale’de değil yemek seçme hakkın yiyecek yemeğin dahi yokken savaştığın aklıma gelince şimdi sofrada bulunan 2-3 çeşit yemeği beğenmeyip sitem eden gençliğin içinde olduğum için utanıyorum!

Utanıyorum yiğidim; senin doğru dürüst ayakkabın, üzerinde düzgün kıyafetin olmamasına rağmen savaştığın aklıma gelince şimdi onlarca çeşit kıyafeti kendine yetiremeyen gençliğin içinde olduğum için utanıyorum!

Utanıyorum şehidim; senin karda, kışta soğuk taşların üzerinde uyuyamadığın aklıma geldikçe sıcak evimde, yumuşak yatağımda uyumaktan UTANIYORUM!

Ve yine utanarak senden binlerce kez özür diliyorum yiğidim. Hakkını helal eyle ey Mehmedim! Hakkını helal eyle…

 

 

Bugün 18 Mart 2013… boyaların an, fırçaların şehit, çizgilerin destan olduğu Çanakkale’nin kahramanlarını, sizleri, Mehmetçiklerimizi anma günümüz Mehmedim! Sizi, kahramanlığınızı, Çanakkale’nin geçilemediğini ve geçilemeyeceğini unutmadık, unutmayacağız aziz şehidim!

Bu kâğıda işlediğim duygularım, kurmak isteyip kuramadığım cümlelerim, kelimelerim senin kahramanlığın karşısında yetersiz, eksik Mehmedim!

Şimdi mektubumda size veda etme zamanı Mehmedim. Size son olarak söylemek istediğim şeyleri Mehmet Akif Ersoy’un sizin için yazdığı “Çanakkale Şehitlerine” şiirinin dizeleriyle ifade etmek istiyorum:

 “Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.”


Rabia Aydoğan, şehit dedelerine mektup yazdı…

 

 

* Genç yazarımızın bu yazısı Fatih Anadolu Lisesi’nde düzenlenen "Çanakkale Şehitlerine Mektup" yarışmasında birinci oldu.

 






SOSYAL MEDYA
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
Bilge Dede'de Yazar olabilirsiniz.

Yazar Girişi
Yazar Ol

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır